Cumhuriyet Kurucularının Zihin Dünyasının Sosyal Politika Alanına Yansımaları

Cumhuriyet Kurucularının Zihin Dünyasının Sosyal Politika Alanına Yansımaları

Aslında bizi batıyla ayıran, bizi daha az gelişmiş kılan nedenlerden birisi modernleşme düşüncesi yada aydınlanma düşüncesidir. aydınlanmanın batı toplumlarında rönesans ve reform ile başladığına inanılır be bu aydınlanma düşüncesi sonrasında batı toplumlarının sanayileşme devrimini yaptığı düşünülür ve bu aydınlanmanın temelinde yatanlardan biri olarak ise tanımlama eylemi olarak görülmüştür. Batı toplumları her şeyi tanımlamışlardır. Bunun nihayetinde bu yüzden çoğu akademik kavram batı toplumlarından çıktığı düşünülmektedir.
Bu yüzden biz aslında batılılar gibi olmak için modernleşmek için muasır medeniyetler seviyesine çıkabilmek için çaba göstermişiz. Şimdi bakıyoruz ulaştık mı? Hayır yaklaştık.Peki bu düşüncenin içerisinde ne faktörler vardı. Modernleşme ve aydınlanma düşüncesinin başında ittihat ve terakkiyi buluyoruz. Yani korparatizm düşüncesinde halkçılık düşüncesinde, çalışma ilişkilerinde vs. gibi durumlarda hep kurucu kadrolarımızın ittihat ve terakkinin içinden gelmesinin bir payı vardır. İttihat ve terakki içindeki düşünsel tartışmalar cumhuriyetimizin başlangıcını da sirayet eder. Aynı kadrolar olması dolayısıyla kurucularımızın zihniyet dünyasında modernleşme, aydınlanma ve muasır medeniyetler seviyesine çıkma düşünceleri mevcuttu.
Esas itibariyle baktığımız ittihat ve terakkide var olan düşünce temel olan kaygı yeni bir Türk devleti kurmak değil Osmanlı'yı kurtarmaktı. Bu süre zarfında Rusya'nın ortaya çıkardığı narodnik düşünceye kapıldılar. Bu grup içerisinde aynı zamanda Fransa'da gelişen olayları takip eden bir grupta vardı. Aynı zamanda bu grup Ziya Gökalp'in Türkçülük düşüncesinden de etkilenen bir gruptu.Bu kaygı daha sonra evrilmiş evrilmiş biz madem Osmanlı'yı kurtaramıyoruz. Bu böyle olmayacak yeni kapıldıkları zihin dünyası milli ekonomiyi oluşturmak düşüncesinin olduğunu görmekteyiz. Bu düşünceyi ele aldığımızda bu düşüncede cumhuriyeti oluşturan kadronun zihniyet dünyasında da aynen vardır. Bu durumun ispatı olarak İzmir İktisat Kongresinin toplanılması kanıt olarak sunulabilir. Dolayısıyla kurucularımızın milli ekonomiyi yeniden tesis etme düşüncesine kafayı taktıklarını kesin bir şekilde ifade edebiliriz.Yani zihin dünyalarında milli ekonomiyi oluşturma düşüncesi var. Niçin? muasır medeniyetler düzeyine ulaşmak için.
Diğer bir yandan konuyu ele alacak olursak kurucu kadrolarımızın konuşmalarına baktığımızda diyorlar ki sınıflar yoktur bizde çeşitli mesleki zümreler vardır. Ve bunlar Türk toplumunu oluşturur. Sınıf yoksa çatışma da yoktur. Ayrıca kurucularımızın dönemin ihtiyaçlarına yönelik öncelikle halkçılık düşüncesinin zihin dünyaların hakim olduğunu görmekteyiz. Daha sonrasında kurucularımızın zihin dünyasında ise değişen dünya koşullarına karşın halkçılık düşüncesinden milliyetçilik düşüncesine kaymalar olacaktır.
Dolayısıyla milliyetçilik düşüncesinin ağır bastığı bir halkçılık düşüncesini benimseyecektirler.
Ayrıca kurucularımız da yukarıda da bahsettiğimiz gibi Rus narodnizmi düşüncesi hakimdir. Rus narodnizmi köylü dostları gibi anlamlara gelmektedir. Bu geçiş dönemlerinde Rusya'nın yaptığı icraatları hem takdir etme , hem de taklit etmenin izleri kurucu kadromuzda görüldüğünü söylemek mümkündür.
Aynı zamanda cumhuriyetin kurulmasının ilk zamanlarında Avrupa'da Recep Peker isimli devlet yetkilisinin Almanya'da Hitler, İtalya'da Mussolini gibi baskıcı rejimleri incelemesinin ardından ülkeye dönmesiyle özellikle İsmet İnönü zamanında bir çok gazete ve kurum yasaklanmış. Takrir-i Sükun kanunu çıkartılmıştır. Bu durumda gösteriyor ki cumhuriyet kurucu kadrolarından bir kısmının zihniyet dünyası baskıcı rejimden etkilenmiştir. Ama temel kaygı yine ''milli ekonomiyi tesis etmektir.
Diğer bir yandan Mustafa Kemal Atatürk'ün yaptığı konuşmalara baktığımızda da köylüler hakkında uzun uzun konuşmuştur. Ancak işçiler hakkında neredeyse hiç konuşma yapmamıştır.Yani diyebiliriz ki kurucularımız milli ekonomiyi yeniden tesisinde emek-sermaye çatışması en son isteyeceği bir durumdur.Bu durum bu düşünceyi güçlendirmektedir. Ayrıca belirtmek gerekir ki Atatürk asla yukarı da belirttiğimiz üzere narodnik düşünceden etkilenmemiştir. Onun zihin dünyasındaki ana gayesi sanayileşmeyi en hızlı şekilde başlatarak milli kalkınmayı sağlamaktı.Bu yüzden işçi kavramına konuşmalarında pek yer vermeyerek sermayeyi ürkütmek istememiştir. Diğer bir taraftan da Atatürk'ün özünde pragmatik bir lider olduğunu söylemek mümkündür. Ancak bu pragmatikliğinin izleri 1930'lu yıllardan sonra silinmiş yerini devletçilik ilkesine bırakmıştır.
Bu kapsamda Cumhuriyetin ilk yıllarında sosyal politikalara milli ekonomiyi oluşturma çerçevesinde izin verildiği söylenebilir. Taki 1936 ilk iş kanunu çıkartılana kadar. Sonrasında ise sosyal politika kapsamı olağan bir şekilde genişlemiştir.

Hiç yorum yok